Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Suçu

Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Suçu

ANAYASAL TEMELİ OLAN BİR ÖZGÜRLÜĞÜN KORUNMASI BAKIMINDAN; ÖZEL HAYATIN  GİZLİLİĞİNİ İHLAL SUÇU

Anayasamızın 20. Maddesinde özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı düzenlenmiş olmakla, anayasal bir hak olması itibarıyla ihlali halinde, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nda yapılan düzenlemeler ile sıkı yaptırımlar öngörülmüştür. Bunun yanında özel hayata saygı hakkı aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. Maddesinde düzenlenen bir hak olmakla, uluslararası statüde gözetilen ve tanınan bir haktır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 20. Maddesine göre; herkes özel hayata ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz. Anayasal bir hak olan özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlali halinde özel hayatın gizliliğini ihlal suçu  gündeme gelecektir. Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı hem Anayasal hem de AİHS.’De düzenlenen bir hak olması nedeniyle ihlali halinde adli yargı mercilerine başvurulabileceği gibi, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkı saklı olduğu gibi, koşulları sağlandığı takdirde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuru yapmak da mümkündür.

5237 SAYILI TCK.’DAKİ DÜZENLENME ŞEKLİYLE  ÖZEL HAYATIN GİZLİLİĞİNİ İHLAL SUÇU VE ÖNGÖRÜLEN CEZALAR

5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nda 134.-138. Maddeler arasındaki düzenlenme şekli ise şu şekildedir: Kişilerin özel hayatının gizliliğini ihlal eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Gizliliğin görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle ihlal edilmesi halinde, verilecek ceza bir kat artırılır. Kişilerin özel hayatına ilişkin görüntü veya sesleri hukuka aykırı olarak ifşa eden kimse iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. İfşa edilen bu verilerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması halinde de aynı cezaya hükmolunur. Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydeden kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir. Kişisel verinin, kişilerin siyasi, felsefi veya dini görüşlerine, ırki kökenlerine; hukuka aykırı olarak ahlaki eğilimlerine, cinsel yaşamlarına, sağlık durumlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin olması durumunda birinci fıkra uyarınca verilecek ceza yarı oranında artırılır.

Kişisel verileri, hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Suçun konusunun, Ceza Muhakemesi Kanununun 236. maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları uyarınca kayda alınan beyan ve görüntüler olması durumunda verilecek ceza bir kat artırılır. Yukarıdaki maddelerde tanımlanan suçların; Kamu görevlisi tarafından ve görevinin verdiği yetki kötüye kullanılmak suretiyle, Belli bir meslek ve sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle, İşlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır. Kanunların belirlediği sürelerin geçmiş olmasına karşın verileri sistem içinde yok etmekle yükümlü olanlara görevlerini yerine getirmediklerinde bir yıldan iki yıla kadar hapis cezası verilir. Suçun konusunun Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre ortadan kaldırılması veya yok edilmesi gereken veri olması hâlinde verilecek ceza bir kat artırılır. Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlali halinde özel hayatın gizliliğini ihlal suçu gündeme gelir ve bu suça ilişkin olarak 5237 Sayılı TCK.’da öngörülen yaptırım hürriyeti bağlayıcı cezalardır.

YARGITAY İÇTİHATLARI İLE KAPSAMININ BELİRLENMESİ BAKIMINDAN ÖZEL HAYATIN GİZLİLİĞİNİ İHLAL SUÇU

Özel hayatın gizliliğini ihlal suçunun kapsamı ve sınırları Anayasa’ da ve 5237 Sayılı TCK.’da kesin bir biçimde çizilmiş değildir. Kapsamı ve sınırlarının Yargıtay içtihatları ile geliştiği ve belirlendiği bir gerçek olup, kasten işlenen suçlardan olmasının yanı sıra, şikayete bağlıdır. Özel hayatına ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğini düşünen kimse adli mercilere suç duyurusunda bulunmadığı müddetçe, kendiliğinden araştırılıp soruşturulmayacaktır. Söz konusu suçta mağdurun şikayeti esastır.

Yargıtay içtihatları ile şekillenen kapsamı itibarıyla özel hayat; kişinin sadece gözlerden uzakta, başkalarıyla paylaşmadığı, kapalı kapılar ardında, dört duvar arasındaki yaşantısı ve mahremiyetinden ibaret değil, herkesin bilmediği veya bilmemesi gereken, istenildiğinde başka kişilere açıklanabilen, tamamen kişiye özel hayat olayları ve bilgilerin tamamını içerir. Bu nedenle, kamuya açık alanda bulunulması, bu alandaki her görüntü veya sesin dinlenilmesine, izlenilmesine, kaydedilmesine, sürekli ve izinsiz olarak elde bulundurulmasına rıza gösterildiği anlamına gelmez. Kamuya açık alanda bulunulduğunda dahi, “Kalabalığın içinde dikkat çekmezlik, bilinmezlik” prensibi geçerli olup, kamuya açık alandaki kişinin, gün içerisinde yapıkları, gittiği yerler, kiminle niçin, nasıl, nerede ve ne zaman görüştüğü gibi hususları tespit etmek amacıyla sürekli denetim ve gözetim altına alınması sonucu elde edilmiş bilgileri ya da onun başkalarınca görülmesi ve bilinmesini istemeyeceği, özel yaşam alanına girdiğinde şüphe bulunmayan faaliyetleri özel hayat kavramı kapsamına dahildir; ancak, süreklilik içermeyen ve özel yaşam alanına dahil olmayan olay ve bilgiler ise bu kapsamda değerlendirilemez. Sonuç olarak, bir olay ya da bilginin, özel hayat kavramı kapsamına girip girmediği belirlenirken, kişinin toplum içindeki konumu, mesleği, görevi, kamuoyu tarafından tanınıp tanınmadığı, dışa yansıyan davranışları, rıza ve öngörüleri, içinde bulunduğu fiziki çevrenin özellikleri, sosyal ilişkileri, müdahalenin derecesi gibi ölçütler göz önüne alınmalıdır.

AİLE HUKUKU BAĞLAMINDA ÖZEL HAYATA SAYGI HAKKI VE ÖZEL HAYATIN GİZLİLİĞİNİ İHLAL SUÇU

Kişiye bağlı ve onun kişisel gelişimiyle ilgili olan özel hayatın gizliliği hakkı, evlilikle tamamen ortadan kalkmaz. Tarafların evli olmaları ve aynı konutu paylaşmalarından dolayı birbirlerinin kişisel eşyalarına ve özel yaşam alanına giren hususlara kolayca ulaşabilme imkanına sahip bulunmaları, eşlerin hiçbir sınır olmaksızın birbirlerini sürekli gözetleyebileceği ve denetleyebileceği şeklinde yorumlanamaz.

Ancak, kişinin, bir daha kanıt elde etme olanağının bulunmadığı ve yetkili makamlara başvurma imkanının olmadığı ani gelişen durumlarda, örneğin; kendisine karşı işlenmekte olan (cinsel saldırı, hakaret, tehdit, iftira veya şantaj gibi) bir suç söz konusu olduğunda ya da kendisine veya aile birliğine yönelen, onurunu zedeleyen, haksız bir saldırıyı önlemek için, kaybolma olasılığı bulunan kanıtların kaybolmasını engelleyip, yetkili makamlara sunarak güvence altına almak amacıyla, saldırıyı gerçekleştiren tarafın bilgisi ve rızası dışında, özel hayata ait bilgileri okuma, konuşma ve haberleşme içeriklerini veya özel hayata ilişkin ses ve görüntüleri dinleme, izleme ya da kaydetme, kişisel verileri kaydetme, ele geçirme ve yayma eylemlerinin hukuka aykırı olduğunu kabul etmek mümkün olmadığı gibi, esasen bu hallerde kişinin hukuka aykırı hareket ettiği bilinciyle davrandığından da söz edilemez.

Özel hayatın gizliliğini ihlal suçuna ilişkin uyuşmazlıkların pek çoğunun, eşler arasında, aynı konutu, ortak yaşam alanını, ortak çalışma alanını paylaşan insanlar arasında ortaya çıktığı görülmektedir. Zira sınırları ve kapsamı bakımından hakkın tabiatı gereği kesin ve net tanımlamalar yapılamayan özel hayat kavramının sınırları, aynı yaşam ortamını paylaşan eşler arasında, anne , baba ve çocuk arasında belirsizleşmekte, çoğu kez bu sınırlar aşılmakla, özel hayatın gizliliğini ihlal suçu oluşmaktadır.

ÖZEL HAYATIN GİZLİLİĞİNİ İHLAL SUÇU VE RIZA KAVRAMI ARASINDAKİ İLİŞKİ

Mağdurun özel hayatına ilişkin görüntü veya seslerin hukuka aykırı olarak ifşa edilmesi, ortaya dökülmesi, başkalarınca bilinebilir bir hale getirilmesi 5237 Sayılı TCK.’da suç olarak tanımlanmıştır. Bu görüntü veya sesler örneğin soruşturma kapsamında hukuka uygun bir şekilde kayda alınmış olabileceği gibi, kişinin rızası dahilinde de kaydedilmiş olabilir. Bu suç bakımından rıza hukuka aykırılığı ortadan kaldıran bir unsurdur. Örneğin: Özel fotoğraflarını kendi rızası ve izni ile bir sosyal ağda paylaşan kişi, özel hayatının gizliliğinin ihlal edildiğini öne süremeyecektir.

ÖZEL HAYATIN GİZLİLİĞİNİ İHLAL SUÇU İLE HABERLEŞMENİN GİZLİLİĞİNİ İHLAL SUÇUNUN FARKI

Her ne kadar her iki suç da 5237 Sayılı TCK.’nın dokuzuncu bölümünde özel hayata ve hayatın gizli alanına karşı işlenen suçlar kısmında düzenlenmişse de iki suç farklı maddelerde düzenlenmiş olmakla, özel hayatın gizliliğini ihlal suçu tabiatı ve koruduğu hak itibariyle çok daha kapsamlı olup, haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunun sınırları kanunda çok daha belirgin bir biçimde çizilmiştir. Uygulamada birbiri ile sıkça karıştırılan bu iki suç, somut olayın koşulları incelenerek, meydana gelen hukuka aykırı eylemin hangi hakkı ihlal ettiğinden hareketle birbirinden ayrılacaktır.

YARGITAY KARARLARI IŞIĞINDA ÖZEL HAYATIN GİZLİLİĞİNİ İHLAL SUÇU

YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ’ NİN 13.09.2017 TARİHLİ 2017/150 ESAS, 2017/6231 KARAR SAYILI İLAMI:

…Sanığın, bir karede mağdurun kendisini yanağından öptüğü, diğerlerinde kendisine sarıldığı ve her ikisinin üzerlerinde günlük kıyafetleri bulunduğu halde yan yana poz vererek çektirdikleri fotoğraflarını, mağdurun bilgisi dahilinde Facebook hesabında yayımladıktan sonra, söz konusu fotoğrafları, mağdurla ayrılmalarına ve mağdur tarafından kaldırılması istenilmesine rağmen yayımlamaya devam ettiği olayda;

İddiaya konu sanıkla mağdur arasındaki ilişkinin varlığını ve boyutunu gösteren fotoğrafların, daha önce mağdurun rızasına uygun olarak Facebook adlı sosyal paylaşım sitesinde yayımlanmış olması karşısında, bu fotoğraflar, mağdurun özel yaşam alanına ilişkin ve özel hayatının gizliliğini ihlal edecek nitelikte görüntüler olarak kabul edilemeyeceğinden, sanığın, mağdura ait kişisel veri niteliğindeki fotoğrafları, mağdurun rızasına aykırı şekilde yayımlamaya devam etmesi biçiminde sübut bulan eyleminden dolayı TCK’nın 136/1. maddesindeki verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan mahkumiyet kararı verilmesi gerektiği gözetilmeksizin, yasal ve yeterli olmayan yazılı gerekçelerle sanık hakkında CMK’nın 223/2-a maddesi gereğince beraat kararı verilmesi Kanuna aykırı olup…”

YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ’NİN  09.02.2015 TARİHLİ 2014/101 ESAS, 2015/2153 KARAR SAYILI İLAMI

…Sanıkların karı koca oldukları, müştekilerin de, sanıklardan Y.’nin kız kardeşi oldukları, olay günü sanıkların birlikte hareket ederek, evlerine halı yıkamak için gelen mağdurların kıyafetlerini değiştirirken görüntülerini kayda almak için yatak odalarına gizlice kamera kaydı yapacak şekilde dizüstü bilgisayarı kullanarak düzenek kurdukları, mağdurların kıyafetlerini değiştirdikleri sırada, mağdurların çıplak görüntülerini kayda almaları şeklinde gerçekleşen olayda, dosya kapsamı, sanıkların savunmaları, mağdurların anlatımları ve fezleke ekinde yapılan tespitler dikkate alındığında, her iki sanığın eylem birliği içerisinde hareket ederek düzenek kurdukları anlaşıldığından, mahkemece her iki sanığın eylemlerinin sabit görülmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından…”

Yargıtay kararları ışığında ve Anayasa ile 5237 Sayılı TCK.’da düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal suçunun mağduru olduğunu düşünen kimseler, derhal adli yargı mercilerine başvurarak, özel hayata ve ev hayatına saygı hakkına karşı gerçekleştirilen haksız eylemlerin son bulmasını, ve işlenen suçun faillerinin kanunda öngörülen cezalar ile cezalandırılmasını talep etmelidirler.

Diğer Makalelerimiz

Basketbolda Sporcu Sözleşmelerinin Feshi

08

Tem
Spor Hukuku

Basketbolda Sporcu Sözleşmelerinin Feshi

Sporcu ile spor kulübü arasındaki ilişkinin temeli, sözleşmedir. Tarafların hak ve yükümlülükleri bu sözleşmeye göre belirlenir. Ayrıca, taraflar arasında ortaya çıkan uyuşmazlıklar da bu sözleşmeler doğrultusunda çözüme kavuşturulmak durumundadır. Sporcu sözleşmelerini her iki tarafın da feshetme hakkı vardır. Ülkemizde futboldan sonra en çok izlenen spor dalı basketboldur. Basketbolda sporcu sözleşmeleri Türkiye Basketbol Federasyonu’nun (TBF) öngördüğü şekilde tek […]

Destekten Yoksun Kalma Tazminatı

03

Tem
Tazminat Hukuku

Destekten Yoksun Kalma Tazminatı

Destekten yoksun kalma hususuna Türk Borçlar Kanunu’nun “Ölüm ve Bedensel Zararlar” başlıklı 53. Maddesinde yer verilmiştir. Destekten yoksun kalma tazminatı, ölen bir kimsenin yaşarken maddi ve manevi olarak destek verdiği kişilerin aldığı destekten ölüm sebebiyle yoksun kalmaları halinde uğradıkları zarardır. Yani ölüm sonucu başka kimseler ölenin yardımından yoksun kalmışlarsa, onların bu zararlarını ödemek gerekir. Destekten yoksun kalma[…]